Ana Sayfa Köşe Yazarları 12.10.2023 360 Görüntüleme

GÖKKUŞAĞI

———————————————-
Herkes gökkuşağını gösteriyordu yanındakine ;
-Hey baksana bak gökkuşağı rengarenk bak bak
-Anne gördün mü ?
-Tatlım gökyüzüne bakar mısın!

O sabah öyle güzel bir güneş vardı ki. Göz kamaştırıcı, kıpır kıpır eden yürekleri. Yudum
yudum içesin gelir bütün sabahı. Güzel bir kahvaltı edilecekti birazdan. Biraz peynir , biraz
zeytin, salkımı üstünde domates, kokusu mahallenin öbür ucundan alınan salatalık. Demlendi
mi çay kokar buram buram dayanamazsın. Evet şimdi hazır, bahçede yapılacak güzel kahvaltı.
Küçük belikli, yanakları çilli küçük cimcime elinde nar gibi kızarmış ekmeklerle göründü. Minik
paşa on aylıktı daha. Hep kardeşi olsun istemişlerdi Naz’ın.
Güle oynaya yapılan kahvaltının ardından işe koyulma vakti gelmişti. İş yolunda karşılaştığı
Ahmet ile Süleyman her zaman ki gibi köşeden çıkıvermişlerdi karşısına. Yol onlarla geçtiği
zaman nasıl geçerdi hiç anlamazdı. Yaşadığı sıkıntı evden işe varma yolunda sıfırlanır, ama işe
başlama anında tavan yapardı yeniden. Ahmet karısıyla kavga etmiş. Ama sonunda karısının
istediği buzdolabı önümüzdeki ay alınmak üzere kavga sonlandırılmıştı. Süleyman ise
kayınbiraderine kızmış. Bunun üzerine karısı gelince senin ailen benim ailem kavgası gece
ancak iki gibi bitmişti. Onların bunları anlatışları ise inanılmaz gırgır ve şamata idi. Neredeyse
yarım saattir yürümekte idiler. Gürültüler, işyerine geldiklerini gösteriyordu. Nedense sanki
buralarda güneş bile bir soluktu sanki. Rüzgar daha bir korkak esiyor, çiçek varsa bile kokmaya
çekiniyordu .
Biraz sonra on kişilik asansörlerle, yerin metrelerce altına inip ekmek paralarını kazanacaklardı.
Yıllar önce babası, dedesi gibi. O zamanlar kendinin bu işi yapmayacağını hep düşünmüş, ama
alnına yazılı bir kader gibi bundan bir türlü kaçamamıştı. Esnaflık bütün birikmişlerini götürmüş,
biraz da mecbur kalmıştı evini geçindirebilmek için. Babasını ve dayısını bir grizu patlamasında

kaybettiğinden beri kimseye hissettirmediği bir korkuyla metrelerce aşağı iner. Bir süre taşıkardi
kalp atışlarından sonra normale dönerdi. Bunu hiçbir doktora söylememekte, aksi takdirde
işinden olacağını düşünmekte idi. Amacı bir ev parası biriktirdikten sonra birinin yanında maaşlı
olarak çalışmaktı.
Asansörde çıt bile çıkmıyordu. Yıllanmış asansörün kendi sesi zaten o kadar iğrençti ki her
seferinde konuşmuş olmayı dilerlerdi. Ama bu ayin bozulursa sanki uğursuz bir şeyler olacakmış
gibi kimsenin her seferinde hiç sesi çıkmazdı. Aşağı vardıklarında hemen işe koyulmazlardı.
Önce biraz aşağıya psikolojik olarak alışmanın verdiği zamanı kullanırlar. Bunu yaparken kimse
birbirine bakmaz, çıplaklarmış gibi hareket ederler, bu alışma devresi bir tür kıyafet giyme
seremonisine döner, herkes giyinince işe koyulunurdu.
O gün yeni bir damar üzerinde çalışmaya başlayacaklardı. Bu yüzden biraz daha zordu işleri.
Koyuldular kan ter içinde çalışmaya. Sıcak buralarda anlamını yitiriyordu. Burası cehennemden
bir köşe idi sanki. Alev alev her yer yanıyor, ama alevler saklanıyordu. Yüzlerindeki lav hissi
onları esmerleştiriyor tenleri karaya çalıyordu.
Bir darbe bir darbe daha kazmalar çalışıyor. Aklına kızını ve oğlunu getirdi. Onları düşündüğü
zaman, zaman daha çabuk geçiyor, çalıştığını anlamıyordu bile. Tam da geçen gün oynadıkları
saklambaç aklına gelmişti ki büyük bir gürültü koptu. Kulaklarını sağır edercesine çıkan gürültü
ardından gelen toz bulutu yüzünden göz gözü görmüyordu. Herkes bağırışıyordu. Bir grizu
patlaması olduğunu ve diri diri metrelerce yerin altına gömüldüklerini anlamakta gecikmediler.
Nefes almak bile bir süre sonra imkansız hale gelecekti biliyorlardı. Defalarca tekrarlanmış bir
filmi seyretmek gibiydi. Bu sefer filmin figuranı değil baş artistleri idiler. Bu senaryo kafalarında
defalarca canlanmış, böyle bir durumda kaldıklarında daha acısız ölmek için türlü türlü
seçenekler türetmişlerdi. Birden üç arkadaşın da aklına geçen sabah gördükleri gökkuşağı
gelmişti. Rengarenk, hem de iki tane.
-Hey baksana gökkuşağı çıkmış.Ne kadar güzel ne kadar renkli hayat gibi, nefes almak gibi.

Ölen madencilerin anısını paylaşmak için, yıllar önce yazdığım bir öykü sonu hiç
değişmeyen…
İnsan olmanın en kötü yanı, tecrübelerimizin çoğunu yaşayarak öğrenmesini alışkanlık haline
getirmiş olmamız, en ağır bedeli ödeyerek öğrendiğimiz çoğu şeyi, bizden sonraki nesillere
aktaramayacak oluşumuz. Çünkü gençler ,bizlerin zamanında uygulamadıkları hayatın
,kendilerinden uygulanmasını istememize isyan ediyor. Doğru bir yol ise , yıllardır niye bu yoldan
gidilmediğini sorguluyorlar. Ve çoğu bu işin içinden çıkamıyor. Yine deneme-sınama yolu ile
öğrenmeye karar veriyorlar.
Karanlıkta kalmadan aydınlığın değerini bilenlere;AG

Kavacık Mah. Fatih Sultan Mehmet Cad. Tonoğlu Plaza No: 3/4 - +90 532 387 73 79 - BEYKOZ - İSTANBUL

Tema Tasarım | AnatoliaWeb