Ana Sayfa Köşe Yazarları 18.05.2022 711 Görüntüleme

BİR MİLLET UYANIYOR

Ahmet Subaşı Mahallesi’ndeki pembe evde olağanüstü bir hareket vardı. Selânikli Hati, yahut Hatice Kadın, doğuma ebe olarak çağırılmıştır. Bebeğin doğumu yaklaştıkça Zübeyde’nin heyecanı gibi evin telaşı da artıyordu. O sırada evde en tecrübeli kadın olarak Ali Rıza Efendi’nin annesi Ayşe Hanım bulunmaktadır. Doğum gerçekleşir; Doğumu takip eden günlerin birinde, çocuğa Mustafa adı verilir…

Baba tarafından dedesi, Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofizade Feyzullah Efendi’dir. Mustafa Kemal’in hem baba, hem de anne tarafından soyu Rumeli’nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu’dan göçürülerek iskân edilen “Yörük’ ,“Türkmenler”den gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün baba soyu, Karaman’dan gelerek Manastır Vilayeti’nin Debre-i Balâ Sancağı’na bağlı Kocacık’a yerleşmişlerdir. Kocacık, bugünkü Makedonya Cumhuriyeti’nde Arnavutluk sınırına yakın olan Debre şehrine bağlı bir nahiyedir. Aile sonradan (muhtemelen 1830’larda) Selanik’e göç etmiş; Ali Rıza Efendi de muhtemelen 1839’da Selanik’te dünyaya gelmiştir. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet Emin’in taşıdığı “Kızıl” lâkabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan “Kocacık”ın da gösterdiği üzere, Mustafa Kemal’in baba tarafından soyu Anadolu’nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan “Kızıl-Oğuz” yahut “Kocacık Yörükleri, Türkmenleri”nden gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün anne soyu da, Konya/Karaman’dan gelerek Selanik ile Manastır’ın arasında bulunan Vodina Sancağı’na bağlı “Sarıgöl” de denilen “Kayalar” Nahiyesine yerleştiler. Aile, sonradan Selanik yakınlarında bugün de kaplıcaları ile meşhur olan Lankaza’ya yerleşmiştir. Dedesi Feyzullah Efendi’in taşıdığı “Sofu-zade” (Sofular) lâkabı, yerleştikleri Sarıgöl bölgesindeki yer adları ve ailedeki hatıraların gösterdiği üzere, Atatürk’ün anne soyu Konya/Karaman’dan Rumeli’ye gelen ve bundan dolayı da “Konyarlar” olarak Rumeli’de anılan Yürük, Türkmenlerdendir. Zübeyde Hanım, 1857’de Lankaza’da dünyaya gelmiştir.

1857 doğumlu Zübeyde Hanım ile 1839 doğumlu Ali Rıza Efendi 1870 veya 1871 yılında evlendiler. Bu evlilikten altı çocukları olmuştur: Fatma (1871/72-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901). Bu çocuklardan Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında o senelerde Rumeli’yi kasıp kavuran salgın kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler En küçükleri Naciye ise Mustafa Kemal Harp Okulu’nu bitirdiği sene, oniki yaşında hayata gözlerini kapadı. Ailede çocuklardan en uzun yaşayan Makbule Hanım olmuştur.

Babası Ali Rıza Efendi’nin hastalanarak 28 Kasım 1893 tarinde vefat etmesi üzerine 12 yaşında yetim kalan Mustafa Kemal ve iki küçük kardeşin (Makbule ve Naciye) büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını Zübeyde’ye kalmıştı.

Küçük Mustafa, Şemsi Efendi Mektebi’nden sonra bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ardından bu okuldan ayrıldı ve 1894 yılının Temmuz-Ağustos aylarında kendi kararı ile Askerî Rüştiye’ye müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi’nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa, bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı.

Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafalarla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna “Kemal” ismini ilave etti. Genç öğrencinin adı artık Mustafa Kemal olmuştu.

Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra 13 Mart 1896’da Manastır Askerî İdadisi’ne girdi. Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi’ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul’da Harp Okulu’na girdi. Üç senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902’de bu okulu teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisinde devam etti. 1903 yılında üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de kurmay yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun oldu.

Harp Okulu’nda ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davalarıyla ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılapçı bir subay olarak tanınmıştı. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul’da tutuklu kaldı; sonra 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam’a atandı. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selanik’e geçerek burada da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam’a döndü. 20 Haziran 1907 tarihinde kolağası oldu ve Şam’daki ordunun kurmay başkanlığında bir göreve getirildi.

Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907’de merkezi Manastır’da bulunan 3. Ordu karargâhına atandı. Bu karargâhın Selanik’teki şubesinde çalışmak üzere Selanik’e geldi. Bu sıralarda Selanik’teki Vatan ve Hürriyet Cemiyeti üyelerini de içine almış olan İttihat ve Terakki Cemiyeti faaliyet hâlinde idi. Mustafa Kemal de Selanik’e gelişini takiben bu cemiyete dâhil olarak hizmet etmeye başladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak yenilikler, onun da baş düşüncesiydi.

23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra henüz bir sene geçmemişti ki İstanbul’da 13 Nisan 1909’da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vakası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli’de oluşturulan Hareket Ordusu’nun kurmay başkanlığına getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul’a geldi. Hareket Ordusu’nun gerek yolda gerekse İstanbul’daki sevk ve idaresinde kurmay başkanı olarak önemli hizmetler gördü.

1911 yılı Mart ayında Arnavutluk’ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın maiyetinde görev aldı. 5 Ekim 1911’de İtalyanlar, Trablusgarp’a hücum ederek istila hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, burada görev almak üzere 15 Ekim 1911’de İstanbul’dan ayrıldı. Trablusgarp’a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne bölgelerinde gönüllü mahallî kuvvetlerin başında bulundu. 12 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda, 27 Kasım 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etmişti.

1912 yılı Ekim ayında Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912’de Trablusgarp’tan hareket ederek İstanbul’a geldi.  Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selanik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca’ya kadar gelmişti. Bir süre sonra Bolayır Kolordusu kurmay başkanlığına getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne’nin düşmandan geri alınışında büyük katkıları oldu.

Mustafa Kemal, Balkan Harbi’nden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliği’ne atandı.Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti.

1 Ağustos 1914’te Almanya’nın Rusya’ya harp ilanı ile I. Dünya Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal, gelişen siyasi ve askerî olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüş ve düşüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hâle gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelişmesi 29 Ekim 1914’te Osmanlı Devleti’ni de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı.

Gelibolu Yarımadası’nda önemli olaylar oluyordu. İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı’nı geçmeye teşebbüs etti ise de kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında, muvaffak olamayarak ağır zayiat verdi. Donanmasıyla Boğaz’ı geçemeyen düşman, bu defa Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yaparak Boğaz’ı zorlamaya karar verdi.

Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi, ilk gün karşısında Mustafa Kemal’i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı’dan Conkbayırı’na sevk etmişti. Arıburnu’ndan Conkbayırı’na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19’uncu Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.

Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan, kumandanlara verdiği emre şu cümleleri de ilave etmişti: “Ben, size taarruzu emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesi’ndeki bu üstün başarıları üzerine 1 Haziran 1915’te albaylığa terfi etti.

Conkbayırı’nda kalbini hedef alan bir şarapnel parçası, cebindeki saate çarptığı için mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün sağladı. Artık O, “Anafartalar Kahramanı” olarak anılıyordu.

Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916’da karargâhı Edirne’de bulunan 16. Kolordu Komutanlığı’na atandı. Kısa süre sonra bu kolordunun aynı isimle Diyarbakır’da kurulması kararı üzerine yine kolordu komutanı olarak 11 Mart 1916’da Doğu Cephesi’ne tayin edildi.

Mustafa Kemal Paşa, sonradan 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917’de Muş’u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı. Karargâhı Diyarbakır’da olan 2. Ordu Komutanlığı’nda ordunun kurmay başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey idi. Büyük Komutan’ın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.

5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na bağlı olarak Halep’te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu’nun başına getirildi. Fakat bir süre sonra General Falkenhayn ile aralarında askerî görüşler ve uygulanacak harekât bakımından anlaşmazlık çıktı. Bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal Paşa, 1917 Ekim ayı başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi’nin maiyetinde, Alman Umumi Karargâhı’nı ve Alman cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine çıktı. 15 Aralık 1917 ile 4 Ocak 1918 tarihleri arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman ordusunda incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüşme imkanı buldu.

Bu arada I. Dünya Savaşı, Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbul’da Talat Paşa kabinesi istifa etmiş, yeni kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa, yetkili makamlara, askerî ve siyasi önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri ile Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak l. Dünya Savaşı’ndan çekildi.

Atatürk bu olayların ardından ilk iş olarak Rauf (Orbay) ve Ali Fethi (Okyar) Beylerle birlikte Sadrazam Ahmet İzzet Paşa ile görüştüler. Mustafa Kemal Paşa, Sadrazama görevinden istifa etmemesi tavsiyesinde bulundu. 15 ve 22 Kasım 1918 tarihlerinde de bizzat Sultan Vahdettin ile görüşen Mustafa Kemal Paşa, memleketin istikbaliyle ilgili kaygılarını ve çözüm tavsiyelerini ortaya sundu.Mustafa Kemal Paşa ne mevcut ne de kurulacak hükumetlerde bir vazife almadı. Nitekim bütün siyasi yolları denedikten sonra, işgallerden tek kurtuluş yolunun Anadolu’ya geçerek Milli Mücadeleyi başlatmak olduğuna karar verdi. İngilizler Anadolu’ da Mondros’ a karşı tepkileri isyan olarak değerlendiriyor ve bunun sona ermemesi halinde 7. Maddeye dayanarak bölgeyi işgal edeceğini ifade etmiştir. Bu isyanın bastırılması amacı ile de Mustafa Kemal Paşa’nın da 9.Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun’a gönderilmesine karar verildi. Harbiye Nazırı Şakir Bey ve Sadrazam Damat Ferid’in imzası bulunan görev yazısındaki yetkilerin çoğunu, Mustafa Kemal Paşa bizzat kendisi yazdırmıştı.

Dönemin İngiliz subayı Bennett bu kadar subayın bir arada Samsun’ a gitmesini şüpheli bulmuş ve bunu üst amirlerine iletmişlerse de bu yolculuk için kaygı duyulması gerekecek bir durum olmadığı kendisine iletilince artık büyük yolculuk için ortada hiç bir engel kalmamıştı.

Atatürk Bandırma vapuru ile Samsun’a yola çıkarken bir milletin kaderini değiştirecek ilk adımı attığını biliyor; bir milletin küllerinden doğup uyandığını görüyordu. Artık uyulacak tek bir parola kalmıştı. “ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM”

Kaynakça : Vikipedi

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | AnatoliaWeb