Ana Sayfa Köşe Yazarları 18.08.2022 864 Görüntüleme

YENİ DÜNYA DÜZENİ NEOLİBERAL SALDIRI ARAÇLARI VE KÜRESELLEŞME (BÖLÜM 3)

 

GIDANIN GÜVENLİĞİ;

Son dönemde, Yeni Dünya Düzeni dayatmalarının en önemli araçlarından birisi gıda konusu olmuştur. Nasıl ortaya çıktığı ve arkasında kimlerin olduğu halen bir muamma olan Covid salgını sonrasında gıda üzerine büyük oyunlar oynanmaya başlanmış, sosyal medyalardan yayılan yokluk ve kıtlık haberleri ile var olan ürünler halkın panikle marketlere hücum etmesi sonucu kısa sürede tükenerek, gerçekten yok olmuş ve bu yalanlar kendini haklı çıkarmaya başlamıştır.

 

Üstelik şeker dahil bazı hayati gıda ürünlerindeki bu operasyonlar dayanaksız değildir. Batı tavsiyesiyle yerli işbirlikçileri tarafından tezgahlanan bu yok, bitti, kalmadı, yaygarası da gücünü, geçmişte, Batının sözcüsü, Kemal DERVİŞ tarafından “15 günde 15 yasa” diye dayatılan ve dönemin hükümeti tarafından çıkarılan yasalardan birisi olan şeker yasasından ve şeker fabrikalarının bilinçsizce özelleştirilmesinden almaktadır. Özelleştirilen birçok şeker fabrikanın kapısına kilit vurulmuş olması sonucunda Türkiye yurtdışından şeker almak zorunda bırakılmıştır.

 

Dünyanın her yerinde, gıda fabrikaları, buğday tarlaları sabote edilmeye başlanmış, küresel siyonizmin fedaisi tarafından “Yapay Et Tüketilmesi” söylemleri ortaya atılmıştır. Rusya, Ukrayna savaşı da buğday sıkıntısı yaratmak için çok güzel sebep olmuş, tüm bunların sonucunda  bazı ürünlerin sıkıntısı dolayısı ile de büyük fiyat artışları yaşanmaya başlanmıştır. Ayrıca kargo ve navlun ücretlerinin de aşırı artması sonucu gıda tedarik zincirleri kırılmış, dünya ticaretinde birçok ürünün dolaşımı sınırlandırılmıştır.

 

Salgın dönemi öncesinde siyonist çetenin sözcüsü Bill GATES’in Türkiye’ye gelerek Tarım Bakanlığı ile görüşmeler yapması ve özellikle Trakya bölgesinde geniş tarım arazileri satın alması ve kiralaması da son derece dikkat çekicidir. Anlaşılıyor ki hükümet tarafından, geçmişte alınan bir çok yanlış karar ile bunların uygulama sonuçlarından hiç bir ders alınmamıştır.

 

Şimdi de iktidar ve Belediyeleri tarafından büyük övgü ile reklamı yapılarak, Türk tarımının gündemine sokulmakta olan “sözleşmeli tarım” uygulaması, tarımsal üretim konusunda da hükümetin elini taşın altına sokmadan taşeron kullanarak sorun çözme alışkanlığının devamıdır.  Bu tamamen liberal bir yaklaşımdır. Ancak anlaşılmayan konu “Doğa boşluğu affetmez boşluk olan her yer birileri tarafından doldurulur”. Bu uygulama da geçmiş  dönemlerin hatalı uygulamalarından farklı değildir, belli ki Batı reçetesidir ve şekere bulanmış bir zehirdir.

 

Çiftçiye ürününü alma garantisi vermesi nedeniyle kulağa çok hoş gelen bu uygulamanın sözleşme koşulları da son derece ağırdır. Sözleşme yapan şirket tarafından belirlenen ekim yöntemi, gübre, ilaç, tohum ve fidenin kullanılması tavizsiz zorunluluklardır. İsrail’in yapay, GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohumlarından kurtulma bilinci ve bu konudaki toplumsal direniş daha yeni oluşurken kapıdan kovduğumuz düşman bacadan girmeye çalışmaktadır.

 

Türk tarımının başına yeni bir çorap örülmektedir. Dikkat çekici konu ise sözleşmeli tarıma meraklı firmaların çoğunun yabancı ortaklı olmalarıdır. Dünya’da gıda üzerinden yeni bir tezgah kuruluyorken, İlgili makamların bu kadar özensiz, hazırcı ve dikkatsiz olmaları normal midir? Dolayısı ile Türkiye’nin gıda güvenliği de büyük tehdit altındadır.

 

GÜVENLİĞİN GÜVENLİĞİ;

NATO üyeliği sonrası, doğal olarak, tatbikatlar, eğitimler, karşılıklı personel değişimi vs. uygulamalarla ABD ve Türk makamları arasında yakın ilişkiler kurulmuştur. Türk görevlilerin, müttefiklik anlayışı, iyi niyet ve dostane yaklaşımları sonucu gaflete düşmeleri, niyeti tamamen farklı olan ABD için büyük bir  fırsat olmuştur. ABD, kurulan bu yakın ilişkiler esnasında, Devlet bürokrasisi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Polis Teşkilatı içine sızmanın yollarını aramış, zaaf sahibi, zayıf halkaları tespit ederek ve bunları, Türk makamlarının dikkatini çekmeden, zaaflarına göre türlü yöntemlerle kendisine bağlamış, devlet bürokrasisi, ordu, polis ve istihbarat birimleri içinde kendine sadık gladyo yapılanmasını oluşturmuştur.

 

Bütün bunlar olup biterken, geçmiş hükümetlerin dolayısıyla bürokratik yapıların bir çoğu, “ABD bizi seviyor, hem de dost ve müttefiğimiz bize ne yapacak ki” gaflet ve aymazlığı içinde olup biteni izlemiş, iş işten geçip bu gladyo yapılanması devlet içinde yeterince güçlenince de mücadele edecek cesareti olmadığı için görmezden gelmiş, kulağının üzerine yatmıştır. Geçmişte başka örgütlenmeleri kullanmış olan ABD, 2002 tarihinden sonra AK parti hükümetinin içine soktuğu, devlet bürokrasisi içinde de bir çoğunu önceden var olan, Amerikancı ve  FETÖ’cü kadrolar vasıtasıyla açık açık Ulus devlet yapısına saldırmıştır.

 

Bu saldırılara direniş gösterme hassasiyeti, dirayeti ve yetkisi olan vatansever asker, polis ve aydınları  Balyoz, Ergenekon vb. gibi, düzmece operasyonlarla, akla zarar senaryo ve  bahanelerle tutuklatmıştır. Yargı içine sokulmuş olan gladyo kadroları ile de sözde suçu, sözde mahkemelerde yargılayarak Türk milletinin birçok kesimini, bu safsata ve yalanlara inandırmayı da başarmıştır. Ancak FETÖ kadrolarının direk ABD talimatıyla yaptıkları bu akıl almaz uygulamalar ile milli devlete verdikleri daha başka bir çok zarara karşı oluşan tepkisel eylemler ve FETÖ-ABD yargısına karşı büyük Silivri direnişlerinin, toplumda oluşturduğu uyanış ve tepki dalgası AK parti ile FETÖ kadrolarını karşı karşıya getirmiştir. Artık büyük yanlışlardan dönüş ve ABD için de kabus dönemi başlamıştır.

 

ABD, Türk devleti üzerindeki kontrolü yitirmenin paniği ile 15 Temmuz 2016 gecesi, büyük bir acele ve sabırsızlıkla, arkasında sözde NATO müttefiklerimiz, ABD ve Batının olduğu bütün delilleriyle tespit ve ispat edilmiş olan darbe girişimiyle gerçek yüzünü ve niyetlerini açık etmiştir. Artık dananın kuyruğu kopmuş bu küresel çetenin ipliği pazara çıkmıştır. Bu olaydan sonra daha da büyük bir uyanış yaşayan AK parti hükümeti, devlet içindeki ABD, NATO gladyo yapılanmasına ve FETÖ kadrolarına dolayısıyla PKK terörüne karşı bir mücadele başlatmış ve güvenliğin güvenliği büyük oranda tesis edilmiştir.

 

ENERJİNİN GÜVENLİĞİ;

Turgut ÖZAL döneminde başlayan ve geleceği öngöremeyen, batının özelleştirme öneren tuzaklarına kolaylıkla düşebilen, sığ ideolojiye sahip siyasi iktidarlar tarafından sadakatle sürdürülen özelleştirme uygulamaları AK parti döneminde de büyük bir sadakat ve hızla devam ettirilmiş, elektrik dağıtım hakkı çoğu yabancı ortaklı 21 özel şirkete devredilmiş ayrıca Tüpraş rafinerileri de Koç holdinge satılmıştır. Bunun dışında Petrol Ofisi ve daha birçok stratejik KİT de bu özelleştirme furyasından nasibini almıştır.

 

Satılmıştır da ne olmuştur? Dünyanın Covid salgını sonrasında içine düşürüldüğü kaos ve ekonomik kriz ortamında Türk ekonomisine, halkına, dolayısıyla hükümetine karşı yapılan operasyonlarda  fiilen kullanılmıştır. Elektrik dağıtım şirketleri yaptıkları büyük zamlarla, % 400 e varan karlar elde etmiş, bu olağan üstü dönemde Türkiye’nin üretimine, ekonomisine büyük zarar vermiştir. Aynı şekilde Tüpraş yüksek petrol fiyatlarını bahane ederek, batı ambargo direktiflerine göre Rusya ve İran’dan ucuz petrol almayarak ya da başka kaynaklardan ucuz petrol temin etse dahi fiyatlarına yansıtmayarak akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi için, yüksek karından feragat etme konusunda isteksiz davranmıştır.

 

İşin üzücü tarafı hükümetin serbest piyasa ekonomisi sistemi ile eli kolu bağlanmış, üstelik hükümet de yaşadığı ve halka yaşattığı bu problemlerin serbest piyasa ekonomisi ve özelleştirmelerin bir sonucu olduğunu henüz kavrayamamıştır. Özel şirketleri, milli hassasiyetlere yeterince sahip çıkmadı, olağan üstü koşullarda karlarından feragat etmedi diye suçlayamayız, ancak hükümeti. özelleştirmeleri ısrarla ve inatla sürdürdüğü ve halen serbest piyasa ekonomisini savunduğu için eleştirebiliriz.

 

Sonuç olarak; vahşi batının, başka ülkeler üzerindeki en etkili kontrol ve operasyon araçlarından birisi enerji konusudur. Türkiye’nin enerji güvenliğini koruyabilmesi için, böylesine hassas ve önemli olan enerji alanında, tam devlet kontrolü ve denetiminin sağlaması bir tercih değil zorunluluktur. Bu nedenlerle geçmişte yaşadıklarımızdan ders alarak, bütün enerji şirketlerinin derhal kamulaştırılması acil gerekliliktir.

 

SİBER GÜVENLİK;

Teknolojİnİn hızla gelişmesi, Siber Güvenlik konusunu, küresel çeteler için ucuz ve yıkıcı bir saldırı aracı, Ulus Devletler için de bir güvenlik sorunu haline getirmiştir.

 

Günümüzde, enerji santralleri, barajlar, milli elektrik dağıtım şebekeleri vb. gibi stratejik enerji tesisleri tamamen otomasyon sitemleri ile yönetilen ve kontrol edilen tesisler haline gelmiştir. Otomasyon çağın gereği ve ihtiyacıdır ancak tüm bu otomasyon sistemlerinin olağanüstü durumlarda devre dışı kalacağı bilinciyle muhakkak manuel sistem yedekleri ve bu konuda yetişmiş personel bulunmalıdır.

 

Teknoloji hayatımızı çok kolaylaştırabileceği gibi kendimizi tamamen teslim ettiğimizde bizim için bir kabus haline de gelebilir. İnternet, internet serverleri, sosyal medya arama motorları tamamen milli olmalıdır. Sosyal medya, siteleri ve internet oyunları kontrol altında olmalıdır. Bugün devlet sosyal medya sitelerini kontrol altına almaya ve resmi bir muhatap talep etmeye çabalasa da merkezleri yurt dışında olan bu siteler sürekli bu sorumluluktan kaçmaktadır.

 

ABD başkanına dahi operasyon yapma gücünü elde etmiş olan bu siteler, kendi yaymak istedikleri görüş ve ideolojilere karşı olan şahıs ve kurumları engelleyerek yalan haber ve kara propaganda yapmanın bir aracı haline gelmişlerdir. Sosyal medya kullanımı ve tehlikeleri hakkında okullarda ders müfredatları hazırlanmalı çocuklarımız bu konuda bilinçli hale getirilmelidir.

 

Devlet kurumları, stratejik askeri teknoloji firmaları, enerji tesisleri bilgisayarlarında tamamen milli yazılımları kullanmalıdır. Yabancı yazılımlar, siber saldırlar yapılabilmesi için özellikle bırakılmış zayıf noktalara ve erişim kapılarına sahiptir. Hükümet tarafından, Tubitak dahil, güvenilirliği teyit edilmiş tamamen yerli sermayeli yazılım ve teknoloji firmalarına, Milli yazılımlar hazırlanması konusunda teşvik ve destek verilmeli ve bu konuda toplumsal bilinç oluşturulmalıdır.

 

Yüksek seviyede korumaya haiz savunma sanayi teknoloji firmaları ve bazı stratejik tesisler hariç siber güvenlik konusunda alınmış önlemler yeterli değildir.

 

METAVERSE;

Öncelikle metaverse nedir? Gerekenler kaliteli yüksek çözünürlüklü bir sanal gözlük, kaliteli çok hızlı bir bilgisayar ve muhtemelen kripto para. Sanal alemde, sanal dünyada sanal insanlarla yaşamak, evlenmek, aşık olmak, mal almak satmak vs. vs. Yani gerçek Dünya da ne varsa ne yapıyorsan aynısını sanal dünyada yapmak, yaşamak. Bir insan niye böyle bir şey ister ki? Soru çok anlamsız oldu. Nasıl istemesin? Şu Dünyanın haline bakın, çivisi çıkmış savaşlar, salgın, küresel ısınma, iklim krizi, despot aile ve yönetimler, geçim derdi, enflasyon, resesyon. Ha bir de maaşlar çok az. Kaç kurtul, göm kendini sanal aleme, başını kuma sokmuş deve kuşu gibi rahat et. İşte metaverse budur gerçek dünyadan, gerçeklikten koparılıp kendi rızalarıyla evlerine hapsedilmiş insanlar yaratmak.

 

Her ihtiyacını sanal alemde çözmek ve toplumların köküne kibrit suyu dökmek, bir tek silah atmadan, bir tek virüse gerek  duymadan üstelik toplumları evinde imha etmek. Bu da Batının masrafsız imha planı. Böyle bir gençlik yaratırsanız sorun kökten çözülür. Metaverse aleminde emredersin yapar, milli bilinci olmaz, millet bilinci olmaz, bayrağı olmaz, vatanı olmaz, savaş değil barış ister. Anası olmaz, babası olmaz, kardeşi olmaz, kökü olmaz, inancı olmaz, kültürü olmaz. Şimdilik uzak da olsa küresel çetenin planlarından birisi de Metaverse sistemini genç nesillere benimsetmek, inandırmak ve kabul ettirmektir.

 

FEMİNİZM İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE LGBTİ;

Adamlar taşlara yazmışlar, Dünya nüfusu en fazla 500 milyon olmalıymış. Olsun da nasıl olacak bu? Daha şimdiden 7,5 milyar olmuşuz. Hemen olmaz demeyelim, önce bir dinleyelim anlayalım. Öncelikle bu nüfusu azaltmak için ne lazım ? Salgın lazımdı, oldu çok şükür! Yenilerini de merakla bekliyoruz! Savaş lazımdı, o da oldu çok şükür! Yenileri için de ellerinden geleni yapıyorlar, haklarını yiyemem yukarıda Allah var. Başka ne lazım? Kıtlık lazım, gıda sıkıntısı lazım. Bunun için de savaşların ve iklim krizinin olması lazımdı o da oluyor çok şükür! Hatta yetmeyince takviye için gıda fabrikaları buğday tarlaları ormanlar da yakılıyor. Bilmem ne gribi diye tüm Dünyada milyonlarca tavuk da itlaf ediliyor. Sığırlar kendi aralarında karar alıp binlercesi aynı anda intihar ediyor. Daha bir çok sahnesi var bu tiyatronun izlemeye devam ediyoruz.

 

Şimdi bunlar yetmez başka ne lazım, kadın ile erkek birbirine düşman olsun, doğal yollardan da nüfus artmasın. Olsun da nasıl olsun? Feminizm ile kadın erkeğe düşman olsun, LGBTİ nin “L” si ile olsun, “G” si ile, “B”si ile, “T” si ile olsun. Adamlar bu kadar uğraşıyor olsun da nasıl olursa olsun. Bizim Batı en iyisini bilir, yapar, medenidir diyenler de kadını koruyor diye İstanbul Sözleşmesine dört elle sarılırken yani cambaza bakadursun, LGBTİ ile Batı sahnenin arkasından dolaşsın, aslan Batının planları tıkır tıkır işlesin. Bu LGBTİ eskiden de vardı da biz öyle demezdik, kimse ben “L” yim, “G” yim diye gurur ile dillendirip pankartlarla dolaşmazdı. Küçücük çocukların ellerine “cinsel özgürlüğümü istiyorum” diye pankartlar verilmezdi. Kendi doğal dengesinde sessizce kendine göre edebiyle adabıyla yürürdü bu işler.

 

Bir de Metaverse var, Şimdilik bu kadar, yetmezse bir şeyler daha düşünürler elbette. Ne diyelim Batıdan daha mı iyi bileceğiz, yapacağız yani. En iyisini onlar bilir değil mi ya?

 

 

İKLİM KRİZİ;

Covid salgını ile başlayan süreçte Küresel Çete tarafından bir anda iklim krizi de gündeme getirilmiştir. Geçmişte, ozon tabakasını delerek sera etkisi yarattığı kesin ispat edilen, kullanımının kısıtlanması önerilen, Clor, Flor, Karbon gazları ile ilgili KYOTO sözleşmesine imza atmayan ABD, şimdi de küresel çetenin sözcüsü Bill GATES vasıtasıyla ineklerin dışkısı ile uğraşıyor. (Yapay et dayatması)

 

Yapılan bütün bu işlerin sebebi Dünya milletlerini korku ve paniğe sokarak hayal ettikleri küresel yeni dünya düzenine  razı etmektir. Bunca felaketten kurtuluşun reçetesini de yakında yazıp elimize verirler merakla bekliyorum. Felaket senaryoları peş peşe sıralanıyor. Şimdiden Eylül ayında Covid salgınının tekrar başlayacağı zikrediliyor ve de aynen dedikleri oluyor. Salgın başladı dediler maske taktık bitti dediler çıkardık hadi bunu anladık diyelim de; bu adamlar falcı mı? Yoksa…

 

Tüm Dünyada aynı anda başlayan orman yangınları, bir anda binlerce sığırın ölmeye karar vermesi, kıtlık, buğday tarlalarının, gıda fabrikalarının yanması vs. Bütün amaç dünya milletlerini “abiler doğru söylüyor” noktasına getirmektir. Küresel ısınma yok demiyorum yanlış anlaşılmasın ancak yukarıda yazdığım ve çözüm olacak en temel önlemleri dahi almayanlar şimdi yaygara yapıyorlar. Garip olan, sorgulamamız gereken işte budur.

 

Bütün bu yaşananlar, yani batı hayranı, özgüveni olmayan, kendi milletini ve insanını aşağılayan, teslimiyetçi, mandacı zihniyet Osmanlı İmparatorluğunun çöküş sürecinde yaşananlarla ne kadar büyük benzerlikler gösteriyor öyle değil mi?

 

Ancak önemli bir fark var bütün bu olup bitenleri net bir şekilde gören, yaşanan olaylar arasındaki sebep sonuç ilişkilerini kurarak tehlikeler, tehditler hakkında öngörü ve analizler yapabilen, yani tarihinden ders almış, ATATÜRK ilke ve devrimlerini yüzüne maske olarak değil, yolunu aydınlatacak bir fener olarak kullanmayı kendine hayat düsturu olarak belirlemiş yüzbinler var bu ülkede.

 

Sevgi ve saygılarımla,

 

Hakan EKİZ

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

UNUTMADIK! UNUTTURMAYACAĞIZ!

UNUTMADIK! UNUTTURMAYACAĞIZ!

Tema Tasarım | AnatoliaWeb