Ana Sayfa Köşe Yazarları 5.07.2022 555 Görüntüleme

YENİ DÜNYA DÜZENİ NEOLİBERAL SALDIRI ARAÇLARI VE KÜRESELLEŞME (BÖLÜM 1)

Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz “Yeni Dünya Düzeni” nedir?

Kimilerine göre bu gizli bir plan, kimilerine göre komplo teorisi, kimilerine göre de kaçırılmayacak bir fırsattır.

Her ne olursa olsun, Ulus devletlerin varlığı, “Yeni Dünya Düzeninin” kurulmasına engel olabilecek ve aşılması gereken büyük bir engeldir. Batılı emperyalist devletler, “Yeni Dünya Düzeninin” fikir babası ve şiddetli destekçisi olan siyonist aileler tarafından, Ulus Devletlerin yıkılması için teşvik edilmekte ve maddi desteklerle fonlanmaktadırlar. Bu devletlerin, bu (yüce!) amaca ulaşmak için, mazlum dünya devletlerini yağmalamaları da bu üstün hizmetin haracı olarak görülmektedir.

Batılı Emperyalist devletler tarafından yaratılan, etnik, dini ve mezhep çatışmalarıyla boğuşturulurken, kaynakları kolayca gasp edilen ve atanmış liderler tarafından yönetilen bu mazlum ve yoksul devletler, emperyalist batı devletleri için kolay birer lokmadır.

Gelelim Ulus Devletlere; batı emperyalizmi, yani bu küresel dünya düzeninin muhafızları, kurulmak istenen “Yeni Dünya Düzeninin” önünde dağ gibi duran az sayıdaki Ulus Devlete, bütün olanaklarını kullanarak on yıllardır saldırmaktadırlar. Bu saldırıların en önemli hedeflerinden birisi de emperyalist batı devletlerine karşı büyük bir kurtuluş savaşı veren ve üstelik bunu kazanarak mazlum Afrika ve Asya milletlerine ilham veren Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur.

Onların bu büyük hedef ve kutsal! planların gecikmesine, hatta değiştirilmesine sebep olan Türkiye ise kesinlikle kontrol altına alınmalı, nihai olarak da diğer kalkışmalara ibret olması için cezalandırılmalıdır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK Türk milletine öyle bir bilinç ve manevi miras bırakmıştı ki bunu aşmak onlar için asla kolay olmamıştır.

İLK ÖNEMLİ SALDIRI!

Saldırılar öncelikle eğitim sistemine yapılmalıydı ki, Türk gençliği dini, manevi ve kültürel bağlarından koparılarak, amaçsız, güvensiz ve ilkesiz hale getirilebilmeliydi. Dolayısıyla ATATÜRK’ün manevi mirası yok edilebilir ve Türk Milleti tamamıyla kontrol altına alınabilirdi. Öyle de oldu, 27 Aralık 1947 tarihli, FULBRİGHT Anlaşması ile, ABD ve Türkiye Cumhuriyeti Devletlerinin ortak bir eğitim komisyonu kurarak Türk Milli Eğitim politikasının bu komisyon tarafından alınan kararlara göre idare edilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Üstelik bu komisyonun karar heyetinde çoğunluk oy, yani nihai karar yetkisi ABD tarafında idi. Sonuç olarak bugün hepimizin eleştirdiği milli, manevi değerlerimizden ve kültürümüzden koparılmış, batıcı, gayrımilli yönetim kadroları yetiştirilmiş oldu.

NATO’YA GİRİLMESİ;

Milli politikalardan uzaklaşmaya başlamanın sonucu olarak, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki özgüvenini yitirmeye başlayan Türkiye’nin, ekonomik fayda ve güvenlik arayışları, Batı ile ilişkilerinde güdüleyici etkenler olmuştur.

Bu güdülenmenin de etkisiyle, Türkiye dış politikasındaki en önemli hedeflerinden birisi NATO’ya üyelik olmuştu. Truman Doktrini sonrasında Amerikan yardımının NATO vasıtasıyla Batı Avrupa’ya yayılması, Türkiye de bu yardımdan nasibini alma endişesi ile NATO havucunun peşine takılmıştı.

Türkiye ilk olarak Mayıs 1950’de, ikinci olarak da Ağustos 1950’de NATO’ya, girmek için müracat etti. ABD, Türkiye’nin bu isteğine, 25 Haziran 1950’de başlayan Kore Savaşına katılması koşulu ile razı oldu. Yani ABD’nin dünya hakimiyeti savaşlarının birisinde Türk askerinin canı pahasına, şantaja boyun eğdi. ABD ve Batı bloğunun gözüne girebilmek için 4.500 kişilik bir kuvvetle BM gücünde yer aldı. Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez yurt dışına asker yollandı.

15 Eylül 1951’de NATO Bakanlar Konseyi toplanarak, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte NATO üyeliğine kabul edilmesine karar verdi. TBMM, 18 Şubat 1952 tarihinde toplanarak Kuzey Atlantik Antlaşması ve Protokolünü kabul etti. Türkiye’nin NATO’ya girişi ile birlikte Türkiye-ABD ilişkileri başlamış oldu. Türk topraklarının güvencesi sözde NATO güvencesi altına alınmış oldu.

27 MAYIS 1960 İHTİLALİ;

Türk ordusunun, olup biten bu mandacı zihniyet ve emperyalist kuşatma girişimlerine refleks olarak, genç subayları ile gerçekleştirdiği, 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında yeni bir Anayasa hazırlanarak, 9 Temmuz 1961 tarihinde halk oylamasıyla kabul edilmiştir. Bu Anayasa’nın önemli özellikleri aşağıda belirtilmiştir;

 Güçler ayrılığı sağlanmıştır. (Yasama, yürütme, yargı)

 Cumhurbaşkanı olan kişinin partisi ile bağının kesilmesine karar verilmiştir.

 Çoğulcu demokrasi ilkesi benimsenmiştir.

 TBMM, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

 Yargı bağımsızlığı sağlanmıştır.

 Çıkan yasaların anayasaya uygunluğunu kontrol eden Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Yasama yorumu kaldırılmıştır. Hakimlik teminatı getirilmiştir.

 Yürütmenin, yönetimin tüm eylemleri, kararları anayasal bir kuruluş olan Danıştay denetimine verilmiştir. Yani TBMM egemenlik hakkını kullanan tek organ olmaktan çıkıp Anayasa’da sözü edilen yetkili organlardan biri olmuştur.

 Kişinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa ile güvenceye alınmıştır. Temel hakların sınırlandırılmasının ancak Anayasa’nın ruhuna uygun olmak kaydıyla ve ancak kanun ile yapılabileceği belirtilmiştir.

 “Siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmezidirler.” hükmü ile ilk kez siyasi partilerden ve çoğulcu yapıdan bahsedilmiştir.

 İşçi ve memurlara sendika kurma hakkı ile grev hakkı tanınmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur.

 Üniversiteler ve TRT özerkleştirilmiştir.

 Yerel yönetimlerin yetkileri kısmen arttırılmıştır.

 Önceden izin almaksızın dernek kurma hakkı ve gösteri/protesto yapma hakkı tanınmıştır.

 Kurumların yönetimindeki üst düzey kişilerin yargı kararı olmaksızın yönetimden uzaklaştırılmaları imkânı kaldırılmıştır.

 Sosyal devlet kavramı eklenmiştir.

12 MART 1971 MUHTIRASI;

Sizlerin de kolayca görebileceği gibi 1961 Anayasası devlet yapısını kontrol altına alan ve toplumsal yaşamı düzenleyen birçok özgürlükçü maddesi ile emperyalist batının Türkiye’nin kurumlarını kontrol edebilme imkanına büyük darbeler vurmuş, Türk milletini dönüştürme planlarını sekteye uğratarak bu saldırılara direnişi örgütlemiştir. İşte tam bu nedenlerle, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh TAĞMAÇ ve dönemin Kuvvet Komutanlarının imzalarıyla Cumhurbaşkanı Cevdet SUNAY’a bir muhtıra vererek 32. Türkiye Hükûmetini istifaya zorladığı askerî Amerikancı bir müdahale yapılmıştır. Her Amerikancı darbede olduğu gibi, bu darbe sonrasında da darbeciler tarafından Türkiye’nin gerçek milli güçlerine her alanda baskı uygulanmış, işkence, gözaltı ve tutuklamalarla, gayrı milli unsurlara ve uygulamalara alan açılmıştır.

Bu saldırılar tabi ki Türkiye Cumhuriyetini dönüştürmeye dizlerinin üzerinde çökertmeye yetmemiş, 1961 Anayasasının örgütlediği direnişi tam olarak ortadan kaldıramamıştır. Daha etkili bir eylem ile 1961 Anayasası ve örgütlediği kuvvetlerin tamamen etkisizleştirilmesi için 12 Eylül darbesinin sözde meşru zemininin hazırlanması aşamasına geçilmiştir. Bu maksatla, milli bilinçten yoksun, sağ ve sol örgütler, batılı istihbarat örgütlerinin tezgahına düşürülerek, desteklenerek ve kışkırtılarak, iç çatışma ortamı yaratılmıştır. Artık koşullar hazırdır. Koşullar oluşuncaya kadar, yabancı istihbarat örgütlerinin pervasız çalışmalarına göz yuman, ellerini kavuşturup seyredenlerin Türkiye’de akan kanı durdurma zamanları gelmiştir.

24 OCAK 1980 KARARLARI;

Gerçekte ülke içinde tezgahlanan iç çatışma ortamının kaçınılmaz sonuçlarından biri olarak, yaşanan ancak daha güçlü etki yaratması için, batı emperyalizminin ülke içindeki büyük destekçilerinden olan TÜSİAD gibi kurumlar tarafından da körüklenen ve büyütülen, sözde ekonomik istikrarsızlığı gidermek amacıyla, üretimin azalması, ve karaborsacılığın oluşması gibi çakma nedenlerin ortadan kaldırılması için kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi, serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınması kararlaştırılmıştır. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı olan Turgut ÖZAL’ın IMF’nin çok değerli! katkılarıyla, aslında IMF tarafından hazırlanan proğram, büyük tantana ve alkışlarla 24 Ocak 1980 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır. Bu kararlar ile 1980 öncesi dönemde uygulanan ithal ikameci büyüme stratejisi terk edilerek, dışa açık büyüme stratejisi uygulamaya konulmuş, piyasa ekonomisi olarak adlandırılan sistemin kurumsallaşması yönünde adımlar atılmıştır. IMF’nin daha önce uğraşıp yaptıramadığı isteklerini içeren program; Türkiye’yi tek taraflı olarak yabancı sermayeye açmış, karar uygulanmaya başlanmasından dört yıl sonra, bu politikaların burjuvazinin malum küçük bir kesimi dışında tüm toplum kesimlerinin çok önemli kayıplarına neden olduğu görülmüştür.

24 Ocak 1980 Kararları ile;

 %32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına gidilmiş,

 Devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alınmış, KİT’lerdeki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılmış,

 Gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırılmış,

 Dış ticaret serbestleştirilmiş, yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmiş, kâr transferlerine kolaylık sağlanmış,

 Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri desteklenmiş,

 İthalat kademeli olarak liberalize edilmiş, ihracat; vergi iadesi, düşük faizli kredi, imalatçı ihracatçılara ithal girdide gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaşan teşvik sistemi ile teşvik edilmiştir.

Toplum direnciyle karşılaşmadan olağan koşullarda uygulanması mümkün olmayacak kadar sert ve Türkiye’ye fayda sağlamayacak olan bu ekonomik tedbirleri uygulamaya koyabilmenin ancak askerî darbe koşullarında mümkün olabileceğinden, 12 Eylül 1980 darbesinin yaptırılması artık kaçınılmaz olmuştur. Böylece hem akan kan duracak! hem de bu acı ilaç topluma yutturulabilecektir.

Devamı Bölüm 2 de

Hakan EKİZ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Spor-Giyim-Fotograf-Banner-Genis-Gokdelen-Reklam-2.gif
Spor-Giyim-Fotograf-Banner-Genis-Gokdelen-Reklam-2.gif
Tema Tasarım | AnatoliaWeb