reklam
Ana Sayfa Köşe Yazarları 21.06.2020 2937 Görüntüleme

BİR BABAYI TAKDİMİMDİR

Haziran ayının üçüncü Pazar’ını Babalar Günü olarak kutladığımız bu günde ahirete göçmüş tüm babalarımıza Allahtan rahmet, hayatta olan babalarımıza da sevdikleri ile sağlıklı uzun ömürler diliyorum.
Yaşadığımız hayatın bizlere ne gibi sürprizler hazırladığından bağımsız yaşarız hayatımızı. Belki de yaşamın güzelliği burada. Bahtıma ne çıkarsa! Ama hayat herkese aynı ölçüde cüretkar davranmıyor maalesef.
Baba olmanın mutluluğunu yaşayan siz değerli okuyucularımdan çoğunuz o ilk doğumun heyecanını dün gibi hatırlar. Dünyaya merhaba diyen, gözlerini alışık olmadığı ışığın duyarlılığından korurcasına açıp açmamakta kararsız kalan küçük yumurcağın şirinliğini unutmamız mümkün mü? Daha doğar doğmaz ondan beklentilerin olduğunun ayırdında olmasa da hayat ona şimdiden sorumluluk yüklemeye başlamıştır bile.
Iğdır’lı bir arkadaşımızın anlatacağım hikayesi de hayatın gerçekten herkes için farklı sürprizler yaşattığını gösteriyor. Bu hayat kimine taşlı topraklı; yeri gelir yokuş, yeri gelir bayır aşağı; kimine de hedefe doğru dümdüz bir otoban olur. Onunla olan sohbetimizde sesinin tonları ve yüzündeki derin ifade yaşadıklarının gerçekten sıra dışı olduğunu gösteriyor. Lafı fazla uzatmadan isterseniz hikayeye geçelim.
“ Biz doğma büyüme Iğdır’lıyız. Bizim oralar her yere benzemez. Soğuğu gerçekten soğuk, sıcağı da gerçekten sıcaktır. Iğdır’ı gören eden varsa bilir; Iğdır Türklerin Anadolu’daki ilk yerleşim yerlerindendir. Buz tutan Çıldır Gölü’nün üzerinde kızakla gezinmek, kar buz festivalleri düzenlemek, buz tutmuş gölde oltamızı salacağımız yer kadar buzu kırıp balık tutmak nasıl bir zevktir; yaşamazsan bilemezsin. Ben ailemin tek evladıyım. Bir kardeşim vardı ama ömrü uzun değilmiş. Bir sabah yatağında ölü bulduk lakin gençti daha. Neden öldü gitti bilinmez. Tabip doğal ölüm diye rapor etti, bizde defnettik. Anamın babamın artık varı yoğu bendim. Kardeşim gibi beni de sabah gelip ölü bulacaklar korkusuyla odamın kapısını açarlar, benim nefes alıp almadığımı kontrol ederler, hayatta olduğuma emin olunca da bana taş gibi sarılırlardı. Daha sonra görücü usulü evlendim; eşimi de ilk istemeye gittiğimiz zaman gördüm. Şimdi bile hatırlıyorum onun yüzündeki o mahçup ve utangaç ifadeyi. Benim kadını ilk o zaman görmüş de olsam kanım ısındı, kaynadı; sevdim onu. Düğün dernek derken evlendik tabi. Uzunca bir süre çocuk olmadı. Kadın “ Acaba ben çorak mıyım ? Diye kendi kendini yerken bir gün müjdeli haber kapımızı çaldı: Bir çocuğumuz olacaktı. Doğum vakti yakınlaştığında ikide bir çocuğun tekmelerini dinlemek en büyük mutluluğumuz olmuştu. Hatta hiç unutmam; lakin yok böyle bir şey; velet tekmeyi falan geçtim nerdeyse dışarı fırlayacak gibi bizimkinin karnını zorlamaya başlamıştı. Gel gelelim doğum vakti geldi çattı. Kış bitmiş, kardelenler buz tutmuş, Çıldır Gölü’nün kıyılarından güneşe doğru boy vermeye başlamıştı. Baharın müjdecisi kardelenle birlikte bizim velet de hayata el uzatmıştı. Ve o ilk ağlama, kendi varlığını çevresine ilk belli etme. Mutluluk budur işte kardeşim; hayatta hiç bir şeye değişmem ben bunu. Sonra bizim ufaklığa bakıp:
“ Bak gör; bu çocuk babası gibi sağlam bir balıkçı olacak”
“ İyi de bu velet kime sırıtıyor böyle”
“ Kime olacak? Tabi ki sana”
“Sebep?”
“ Demek senin iyi bir balıkçı olduğunu düşünmüyor”
“ Ya git kadın ! Kafa bulma benle. Bende saf saf dinliyom seni”
Her güzel şeyin de bir sonu olacakmış demek ki. Bizim ufaklık büyümeye başladı, boy attı, koşmaya zıplamaya başladı. Ama 5 yaşına bastığının haftasına yürürken tökezlemeye, çabuk yorulmaya, bir vakit sonra da yürümede zorluk ve buna benzer bir takım belirtiler göstermeye başladı. Anne iki gözü iki çeşme ağlar, ben şaşkın vaziyette dünya sanki başıma yıkıldı. Çocuğu hiç vakit kaybetmeden doğruca araştırma hastanesine götürdük. Bir dünya tetkikten sonra çocuğa kas hastalığı teşhisi koydular. Vücudunda bir protein eksikliğinden mi nedir? Kas yıkımı oluyormuş. Anneyle ben donduk kaldık. Ne hayallerimiz vardı be kardeşim: Onunla buz kırıp oltayla balık tutacaktık, buzun üzerinde kızakla kayacaktık, ormanda kurumuş ağaçların dallarını kesecektik, çulluk avlayacaktık… Ben simdi bunları artık ona yapamayacağız diye nasıl derim. Maalesef sağlık güvencesi de olmayınca çocuğun hastane masraflarını karşılamak için gece gündüz çalışmak zorunda kalıyorum. Bu arada ben çocukla uğraşırken bizimki de evde ne aş var ne yemek. Ben anamgile gidiyom deyip evi terk etti. Anlayacağın kardeş bir çocukla başıma kaldım. Allahtan anamı babamı bize aldırdım da, dönüşümlü hastanede refakatçi kalabiliyoruz.
Bu babanın feryadı oğlunun geleceğini kurtarabilmek adına. Bende çocuğun tedavi masraflarının karşılanabilmesi amacıyla valilik, Belediye ve mahalle muhtarlığı ile irtibata geçmesine vesile olunca hiç olmazsa yüzünde geleceğe dair umutlu bir tebessüm oluştuğunu gördüm.
Bu vesileyle tüm cefakar babalarımızın babalar gününü kutluyorum.

 

Yorumlar

Yorumlar (2 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

  • Figen Kadayıf :

    21 Haziran 2020-13:47

    Baba olmak yürek ister fedakarlık ister. Hüzünlü bir yaşam. Ümit Bey e yüreğine, kalemine sağlık olsun. Güzel bir yazı olmuş.

    • Ümit YAZAR :

      21 Haziran 2020-14:41

      Teşekkürler Figen.Benim sadık takipçim ve yorumcum -:)) Yazıyı beğendiğine memnun oldum.