Ana Sayfa Güncel, Manşetler, Siyaset 6 Eylül 2014 2308 Görüntüleme

Akbaba’nın 90’lık Çınarı Abdüssemi Yavrutürk: Mimar Sinan’ın Yadigârı İhya Edilsin

 

Beykoz’un tarihi yerleşimlerinden Akbaba Köyü’ndeki 426 yıllık Canfeda Hatun Camisi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ihya ediliyor. Dededen toruna 3 kuşak camiye hizmet eden Buharalı Yavrutürk Ailesi’nin 90 yaşındaki son temsilcisi Abdüssemi Yavrutürk, Mimar Sinan’ın yaptırdığı söylenen camiye ait hamamın ve sarnıcın da ayağa kalkmasını istiyor.

İstanbul’un serin ve meşhur mesirelerinden, yüz yıllardır ziyaretçilerini ulu çınarların gölgesinde dinlendiren, leziz su kaynakları ve ceviziyle ünlü Beykoz’un Akbaba Köyü’ndeki 426 yıllık Canfeda Hatun Camisi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore ediliyor.

Canfeda Hatun Camisi’nde dededen toruna görev yapan Buharalı Yavrutürk Ailesi’nin 90 yaşındaki son temsilcisi Abdüssemi Yavrutürk, yalnızca caminin değil Mimar Sinan’ın yaptırdığı söylenen hamamın, su sarnıcının ve tekkenin de bu yemyeşil vadide yeniden hayat bulması gerektiğini belirtiyor.

III. Murad döneminde Topkapı Sarayı’nda Harem Kethüdası  olan Canfeda Hatun tarafından yaptırılan camiye ilgi yüz yıllardır devam ediyor. Haziresinde İstanbul’un fethine katılarak sonra bu köye yerleşen, halkın zamanla Akbaba Sultan Hz. adını verdiği AK Mehmet Efendi’nin türbesi bulunuyor.

Canfeda Hatun tarafından 1588 yılında yaptırılan caminin daha nice yıllar ayakta kalması için girişimlerde bulunan Abdüssemi Yavrutürk,  2007 yılında Akbaba Camii Temsil Heyeti ile birlikte resmi bir müracaatta bulunarak bugünkü restorasyona öncülük etmiş.

Fatih’in Neferi Ak Mehmet Efendi  

Hafız Abdüssemi Amca, Beykoz Belediyesi’nin girişimleriyle restorasyona başlanan caminin serin bahçesinde dedesi Buharalı Nakşî Şeyhi Abdülhakim Efendi (1823-1890)’den yadigâr kalan kıymetli bilgileri paylaşıyor. Hafızası billur gibi berrak, sanki o günleri yaşar gibi heyecanla anlatıyor:

“İstanbul’un fethi için hazırlık yapmakta olan Sultan Fatih’ten haberdar olan Ak Mehmet Efendi Fatih’e ittihat etmek için maiyetiyle beraber Buhara’dan yola çıkar. Kısa sürede Akşemseddin Hazretleriyle birlikte sarayın gözde hocaları arasında yer alır. Mana âleminde gördüğü fethi O’na müjdeler ve fethe katılır. Fatih’in sevgi ve saygısını kazanır. Fetihten sonra Beykoz’a geçerek, maiyetiyle şehrin gürültüsü ve halkın dedikodusundan uzak bu yeşil vadiye yerleşir. Padişah da kendisini boş bırakmaz. Hemen oraya küçük küçük odalar ve bir de tekke yapılır. İstanbul halkı akın akın ziyaretine gelir. Ak Mehmet Efendi’yi vefatından sonra buraya defnederler. Halk ona zamanla Akbaba Sultan adını verir. Saray Kethüdası Canfeda Saliha Hatun da O’na olan hürmeti ve sevgisi neticesinde buraya bu camiyi yaptırır.”

Köy de Ak Mehmet Efendi’nin kurduğu tekke ve sonrasında yapılan bu caminin etrafında şekillenip gelişmiş. Abdüssemi Yavrutürk köyün tarihine ilişkin bilgileri Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nden aktarıyor: “Canfeda Hatun Camisi’nin çevresinde 200 kadar ev varmış. Köyün alt başındaki meydanda 14 tane harman dönermiş. İstanbul’dan gelen şehirliler, Haziran ayında oraya çadırlar kurarlar, on beş gün bir ay kalırlar, Akbaba’nın meşhur beyaz kirazından yerler ve yeşil çayından içerlermiş.”

Abdüssemi Amca dedesi Abdülhakim Efendi’nin köyde vazifeye başlamasını ise şöyle anlatıyor: “Dedem 1848 yılında 25 yaşlarında Buhara’dan (bugünkü Özbekistan sınırları içinde) İstanbul’a geliyor ve İstanbul’un merkez komutanı olan akrabası Abdülkadir Paşa’nın yanına gidiyor. Sultan Mahmut Vak’a-i Hayriye’de camiyi kapatmış, isyancıları dağıtmış. Caminin kapalı olduğunu haber alan Abdülkadir Paşa: ‘Beykoz Akbaba Köyü’nde bir cami var kapalı, oraya git hem şeyhliğe hem hocalığa oradan devam et’ diyor. Dedem de buraya gelerek 80 yıl kapalı kalan camiyi ilk kez ibadete açıyor ve tekkenin de şeyhlik makamını alıyor.”

Abdüssemi Amca’nın dedesi 40 yıl, babası 61 yıl abisi de 30 yıl bu camide görev yapıyor. Beykozluların ‘Hafız Abi’ diye tanıyıp sevdiği Abdüssemi Amca ise yıllardır gönüllü hizmetlerde bulunuyor.

Direkler üzerinde havadar bir cami

Canfeda Hatun Camisi kemer üzerine değil de, direk üzerine yapılmış. Abdüssemi Yavrutürk: “Dedem imam olup geldiği zaman bu ön taraflar, direk üzerine camiymiş. Rüzgâr vurduğu zaman halıları yukarıya kalkarmış. Kısa ahşap bir minaresi varmış. Abdülhamit’le arası gayet iyi olan dedem Abdülhakim Efendi durumu kendisine anlatmış. Abdülhamit direklerin arasını duvar ördürüp kapattırmış.”

6 kurnalı mermer döşeli hamam 

Ayak bastığı her yeri cennetten bir köşeye dönüştüren ecdat köyde yalnızca bu camiyi imar etmekle kalmamış. Caminin altına Mimar Sinan’ın yaptığı söylenen suyu şifalı bir hamam, onun yanında 14 tane bekâr ve evli odaları ile bir de su sarnıcı inşa edilmiş.

Abdüssemi Amca küçük bir çocukken göbek taşına uzanıp kubbesinden gökyüzünü seyre daldığı hamamı bugünkü gibi hatırlıyor:  “8’e 8 metre genişliğinde, 6 kurnalı, zemini mermer kaplı, duvarı da yarıya kadar mermer döşeli, çok güzel ve sağlam bir hamamdı. Muhtarlık yerine halk evi yapmak için yıkmak istedi. Bir tuğlasını kırmak için on balyoz  vurdular, yine de yıkıp kıramadılar. Sinan’ın eseri bu yıkılıp kırılır mı hiç?” diye soruyor.

Camiyle birlikte ilgi gösterilmesini istediği hamama ilişkin ilginç bir anısını ise şöyle anlatıyor : “25 sene kadar önceydi, ağaçlar sırtımda ormandan geliyorum. Yolda 3- 4 beye rastladım. Bu ihtiyar bilir diyerek yanıma yaklaştılar:  ‘Burada hamam varmış ama göremedik’ diye sordular. Ben de aldım hamamın kalıntısına götürdüm. Kemerin perişan halini görünce koca adam iki elini başının arasına alıp:  ‘Bu kemer Sinan’ın’ diyerek ağlamaya başladı. Hamamı inceledi. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi’nde sanat tarihi profesörüymüş. Giderken ‘Bu bir abide, köyün tapusudur, bu yapıya sahip çıkın’ şeklinde nasihatte bulundu. O gün bugündür sahip çıkamadık ne yazık ki.”

 

Rivayet edildiğine göre hamamın çok şifalı bir suyu vardır. Birçok hastalığa iyi gelir. Sahib-ül hayrat buraya Müslümanlardan başka kimseyi almayın diye vasiyet etmiş. Hamamcı bir gün yüksek paraya tamaha (kanarak) bir gayr-i müslimi hamama alınca o kişi çıktıktan sonra hamamın kubbesi olduğu gibi aşağı inmiş, suyu da bir anda kesilmiş.

Canfeda Hatun Camisi’ne ailecek gönülden bağlı olan Abdüssemi Amca’nın bu cami, hamam ve köy için son bir dileği var: “Balkanlar’a kadar tarihi ihya eden devletimiz bu camiyle birlikte hamam ve sebili de abâd etse yaşatsa, bu yapılarla birlikte her şey yeniden can bulup canlansa” diyor gözleri zümrüt yeşilliklere dalgın.

Caminin Mimar Sinan’ın yaptırdığı söylenen hamamından yadigâr kalan külhanı mahzun abâd edilmeyi bekliyor.

(Röportaj: Serpil Köse – Zeynep Küçük  Fotoğraf: Muzaffer Topçu  Beykoz Belediyesi Basın Bürosu)

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Kavacık Mah. Fatih Sultan Mehmet Cad. Tonoğlu Plaza No: 3/4 - +90 532 387 73 79 - BEYKOZ - İSTANBUL

Tema Tasarım | AnatoliaWeb